Şairler
İlgi Gören

Fuzuli kimdir, hayatı, edebi kişiliği, eserleri

, Türk Azeri edebiyatının klasik şairi olarak tanınmıştır. Asıl adı Mehmet’tir. Akkoyunlular devrinde, bu hanedanın hükmü altındaki Irak-ı Arab topraklarında doğmuştur. Doğduğu şehrin Kerbela olduğu kabul edilir. Necef ve Kerkük’te doğduğu da iddia edilmiştir. Hille, Menzil, Hit gibi yerlerde doğduğu hakkında öne sürülen iddialar zayıf ihtimallerden ibarettir. Osmanlı tezkirecilerinden ve tarihçilerinden bir kısmının onun için -i Bağdadi deyimini kullanmaları da o bölge çevresinde bir yerde doğduğuna veya ününün Bağdat’tan Diyar-ı Rum’a (Anadolu) yayıldığına işaret eder.

 
fuzuli 150x150 - Fuzuli kimdir, hayatı, edebi kişiliği, eserleri
fuzuli
Doğum1483?, Kerbela, Irak
Ölüm1556, Kerbela, Irak
Meslekşair

Doğum yılını kesin olarak tespit etmek mümkün olmamıştır. Fakat Uzun Hasan’ın torunlarından Elvend Bey (ö. 1504) için bir kasidesi bulunmasına, başka bir kasidesinde de “50 yıldan beri şiir yazdığı”nı söylemesine dayanılarak doğum yılı yaklaşık olarak 1480 kabul edilmektedir.

Babası Süleyman’ın Hille müftülüğünde bulunduğu, kendisinin de önce babasından, daha sonra Rahmetullah adlı bir hocadan ders gördüğü ve hocasının kızına aşık olduğu, evlendiği ve Fazli adlı şair bir oğlu olduğu hakkında bilgiler vardır. Okumuş bir aileden geldiği ve çok iyi bir öğrenim gördüğü bilinmektedir. Öğreniminin uzun sürmesi onun şiire yirmili yaşlarda, geç başlamasına neden olmuştur. Edebi anlayışının gelişmesinde Azeri şairi Habibi’nin etkisi olmuştur. Arapça ve Farsçayı bu dillerde şiir söyleyebilecek derecede öğrenen Fuzuli, Türkçe Divanının önsözünde uzun yıllarını akli ve nakli bilimleri öğrenmeye, felsefe ve geometrik bilgileri edinmeye harcadığını anlatır. Farsça Divanının önsözünde gençken şiire aşırı ilgi duyduğunu, fakat bilim ve kültüre karşı merakının daha fazla olduğunu belirtmiştir.

Öğrenim hayatının başlangıcında Molla Mehmed, daha sonra Mevlana Mehmed diye anılan Fuzuli, mahlasını nasıl ve niçin seçtiğini Farsça Divanının önsözünde açıklarken bu adı başkalarının hoşuna gitmeyecek ve hiç kimse tarafından kullanılmayacak bir kelime olduğu için benimsediğini anlatır. Fuzuli adını almasında, bu kelimenin bir yandan meziyet, kerem, bilim anlamlarındaki fazl sözünün çoğul şekli olması, öte yandan edebe aykırı hareket eden anlamına gelmesinin etkisi olmuştur. Bunda orijinal görünme ve başkalarından ayrı tutulma dileğinin de payı olsa gerektir.

Safevi Devleti Zamanında Fuzuli

Safevi Devletinin ilk hükümdarı Şah İsmail, Bağdat’ı ele geçirdiğinde (1508) Fuzuli, edebi ve dini ilimlerde kendini göstermiş, sanatını çevresinde tanıtmış genç bir şairdi. Şahın, Horasan yakınlarında Özbek Hanı Şeybek’i yenmesi (1510) üzerine yazdığı ilk mesnevisi Beng ü Bade’yi (Afyon ve Şarap) kendisi gibi Şiî olan, şairliğiyle tanınan hükümdara hayranlık ve takdir belirten beyitlerle sunmuştur. Safevilerin Bağdat valilerinden İbrahim Han Musullu’nun Kerbela ve Necef’i ziyareti sırasında kendisiyle tanışmış; onunla birlikte Bağdat’a gitmiştir. İki kaside ve bir terciibentle övdüğü İbrahim Han, sonradan kardeş çocuğu Zülfikar tarafından ortadan kaldırılınca geri dönmüş, kuvvetli bir ihtimalle Hille’ye yerleşmiştir.

Osmanlı Devleti Zamanında Fuzuli

Kanuni Sultan Süleyman, Bağdat’a girdiği zaman (1534) Fuzuli, fetih için övgüler yazmıştır. Osmanlı hükümdarı için beş kaside kaleme almıştır. Bu eserlerden “Geldi bürc-i Evliya’ya Padişah-ı namdar” tarih mısrasını taşıyan kasidesi çok tanınmıştır. Yönetimin değişmesine rağmen Fuzuli’nin sıkıntılı bir duruma düşmediği anlaşılmaktadır. Bu dönemde Kanuni’nin yakınları için de kasideler yazmıştır. Sadrazam İbrahim Paşa, Kazasker Kadir Çelebi, Nişancı Celalzade Mustafa Çelebi için kasideleri bu dönemdeki şiirleri arasında dikkat çekmiştir.

Fuzuli, Bağdat’ta Osmanlı Devleti’nin ileri gelenlerinden başka bu sefere katılan Hayali ve Taşlıcalı Yahya gibi Osmanlı şairleriyle de tanışmıştır. Bu arada kendisine Evkaf gelirinden günde dokuz akçelik maaş bağlanmıştır. Fakat Kanuni, İstanbul’a döndükten sonra bu parayı almakta güçlüklerle karşılaşmıştır. İstanbul’da Nişancı Celalzade’ye yolladığı ünlü mektubunda (Şikayetname) bu konu üstünde durmuştur. Bir süre gecikmeden sonra beratında (padişah buyruğunda) yazılı gündeliği alması mümkün olmuştur.

Devlet büyükleri ve idarecilerden Musul mirlivası Ahmed Bey, Ayas Paşa, Kadı Alaeddin, Şeyzade Bayezid ile de yakınlığı olan Fuzuli, Bağdat valisi Üveys, Ayas ve Mehmed Paşalar ile Bağdat Kadısı Fuzeyl Efendi için kasideler yazmıştır. Ancak bunlar arasında en çok, biri terciibent şeklinde olmak üzere yedi kasidesinde övdüğü Ayas Paşanın yakınlığını görmüştür. Leyla ve Mecnun (1535), Hadikat-üs-Süeda (Saadete Ermişlerin Bahçesi, 1549-1554) gibi eserlerini Bağdat’taki Osmanlı yönetimi sırasında yazmıştır. Bu eserlerden birincisini Üveys Paşaya, ikincisini Mehmed Paşaya sunmuştur.

Fuzuli’nin Son Zamanları

Bütün hayatı Irak havalisinde; Hille, Kerbela, Bağdat’ta geçen Fuzuli uzun süre Necef’te Atebat-ı Aliye (Hasan ve Hüseyin’in Türbeleri) hizmetinde çalışmıştır. Hemşehrisi ve tezkire sahibi Ahdi’nin bildirdiğine göre, Fuzuli 1556’da Bağdat dolayında çıkan bir veba salgınında yaşamını yitirmiştir. Ölümünün Kerbela’da olduğu ve bu şehirde gömüldüğü kabul edilmektedir. Fuzuli’nin üç dilde şiir yazan ve özellikle muammacılıkla tarih düşürmekte ustalık gösteren Fazli Çelebi adlı bir oğlu olduğu bilinmektedir.

Fuzuli, İsna Aşeriye’yi (On İki İmama Bağlılık) kabul eden mutedil bir Şiî’dir. Ancak sine çıkaran ve Tanrılıklarını kabul eden bu mezhepte Galiye’lerden değil, halife Ali’yi sahabenin en üstünü sayan Mufadılla’lardandır. Mezhep bakımından aşırı yolu tutmamış olması, eserlerinin Şiîlerce olduğu kadar Sunnîlerce de benimsenmesine imkan vermiştir. Bağdatlı Ahdi, Fuzuli’nin tarikat mensubu (ehl-i tarikat) olduğunu bildirmektedir. Fakat tarikatının hangisi olduğu tarihi kayıtlardan ve eserlerinden belli olmamaktadır. Ancak, tasavvuf neşvesine ve vahdet-i vücut (varlık birliği) inancına sahip bulunduğu anlaşılmaktadır.

Fuzuli’nin Edebi Kişiliği

Fuzuli, Azeri Türkçesinin yanı sıra Arapça ve Farsça şiirler yazan klasik dönem Divan şairidir. Türk edebiyatının bilgiye ve sevgiye önem veren en büyük şairlerindendir. Edebiyat tarihçisi Abdülbaki Gölpınarlı’nın belirttiğine göre, 15. yüzyıl Çağatay Türkçesinin şairi Ali Şir Nevai’den etkilenmiştir. “Su Kasidesi”ni Ali Şir Nevai’ye nazire olarak yazmıştır. Ayrıca İran, Azerbaycan ve Anadolu şairlerinden Habbi, Şeyhi, Nesimi, Necati vb. şairlerden etkilenmiştir. Ama kendinden sonra gelen tüm şairleri de etkilemiştir. İslam dininde şiirin günah olmadığını, tam tersine Arş’tan (göğün Tanrı katından) indiğini söylemiştir. Ona göre, dil ve şiir arasında sıkı bir bağlantı vardır. Bu yönüyle günümüzde birçok felsefecinin dil, şiir ve edebiyat bağlantısı üzerine ileri sürdükleri görüşü paylaşır.

Fuzuli’nin sanat gücü hemen bütün eserlerinde ilmi özelliğiyle birleşmiş olarak görülür. Türkçe Divanının ilk kasidesi olan tevhit başta gelmek üzere birçok şiirinden çeşitli bilgi kollarında derinleşmiş olduğu anlaşılmaktadır. Sıhhat ve Maraz’da (Sağlık ve Hastalık) çağının psikoloji, tıp görüşleri, ruh ve beden hakkındaki bilgileri yer alır. Rind ü Zahid’de tasavvuf bilgisini ortaya koyar. Leyla ve Mecnun’da tasavvuf felsefesini; Hadikat-üs-Süeda’da peygamber kıssaları ile Kerbela olayı üstüne düşünce ve duyuşlarını konu edinir. Divanlarındaki kıtalarında, Enis-ül-Kalb’de (Kalp Dostu) ve diğerlerinde dünya ve hayat görüşünü, felsefesini, ahlak anlayışını dile getirir.

Fuzuli Şiirinin Özellikleri

Şiirin önemli özelliklerini içtenliği, coşkunluğu ve sadeliğidir. Leyla ve Mecnun, Maktel-i Hüseyin (Hüseyin’in öldürülmesi hakkında eser) ve diğerlerinde de İslami edebiyatın kendisinden önce de işlenmiş konularına ele aldığı halde bunlara kendi duyarlıklı kişiliğiyle etkileyici bir öz ve üslup kazandırmıştır. Onun şiirinde sevgi, ıstırap, dünyanın geçiciliği, dünya zevkleriyle zenginliklerinin boşluğu, ölüm ve diğerleri başlıca temalardır. Bunların ele alınışında lirizm ve açıklık dikkat çeker. Bahtsızlara acıma duygusunun, ayrılıklar ve felaketler karşısında sabırlı davranma eğiliminin, yüksek manevi değerlere ulaşmak için nefisle yapılacak mücadelenin bu şiirde etkili bir yolda dile getirildiği görülür. Fuzuli’nin gençlik şiirleri dil bakımından Azeri edebiyatının özelliklerini taşır. Osmanlıların Bağdat’ı almasından sonraki eserlerinde sözlük ve gramer kuralları bakımından Türkiye Türkçesi özellikleri daha fazladır.

Fuzuli’nin ünü ve etkisi daha sağlığında bütün Türk ülkelerine yayıldı. Müslüman-Türk dünyasında kişiliği ermişlik mertebesine çıkarılmıştır. Taşkent’ten İstanbul’a, Kahire ve Bağdat’tan Kırım ve Belgrad’a kadar yayılan bölgelerde Türkçe Divanıyla birlikte Leyla ve Mecnun’u, Hadikat-üs-Süeda’sı sevilerek okunmuştur. Eserleri Ruhi, Atai, Naili, Nabi, Şeyh Galib, Niyazi gibi birçok şairi etkilemiştir.

“Bilimsiz şiir, temelsiz duvar gibi olur” demiştir. “Bilimsiz şiirden ruhsuz kalıp gibi nefret ettiğini” dile getirmiştir. Aşk temalı şiirlerini gazel ve kaside kalıplarına dökmüştür. Bunlar önemlerini koruyarak günümüze gelen eserler olmuştur. Böylece Türk edebiyatının en büyük şairleri arasında yer almıştır.

Selam verdim rüşvet değildir diye almadılar.
Hüküm gösterdim faydasızdır diye mültefit olmadılar

– Şikayetname

Türkçe Eserleri

Divan (Abdülbaki Gölpınarlı basımı 1948)

Çeşitli tarihlerde otuza yakın basılmıştır. Bu divan mensur bir mukaddime ile 42 kaside, 302 gazelden başka müstezat, musammat, mukattaat ve rubaiyatı içermektedir. Fuzuli, Türk Edebiyatındaki ününün büyük bir kısmını Leyla ve Mecnun, Hadikat-üs-Süeda ile birlikte Türkçe Divanına borçludur. Ederin baş tarafındaki kasideler arasında bulunan ve Su Kasidesi diye tanınan naat (Hz. Muhammed övgüsünde şiir), bu türün Türk Edebiyatındaki en başarılı örneğidir. Gül, Hançer redifli kasideler de kolayca yazılamayacak derecede güzel ve başarılıdır. Fakat Fuzuli, kasidelerinden çok gazelleri ile ün kazanmıştır. Onun lirizmini, tasavvufi heyecanını, aşkını, hicranlarını en çok bu gazellerinde duymak ve yaşamak mümkündür.

Beng ü Bade

Fuzuli’nin ilk mesnevisi olan ve esrar ile şarap arasında bir tartışmayı anlatan bu küçük eser Şah İsmail’e ithaf olunmuştur. Bazılarına göre şair burada Osmanlı padişahı 2. Bayezid ile Safevi Devletinin kurucusu Şah İsmail arasındaki mücadeleyi sembolize etmektedir; ve benge (esrar) alışık padişah ile badeye (şarap) düşkün şahın açık-kapalı mücadelelerini konu edinmektedir. Beng ü Bade’nin son basımı Kemal Edip Kürkçüoğlu tarafından hazırlanmıştır (1956). Risale bu son baskıda 444 beyit olarak tespit edilmiştir. 2. Gazi Giray bu eserde Kahve ve Bade unvanı ile bir nazire yazmıştır. Beng ü Bade, Necati Hüsnü Lugal ve O. Beşer tarafından Almancaya çevrilmiştir (1943).

Leyla ve Mecnun (Destan-i Leylî vü Mecnun)

Klasik Türk Edebiyatının mesnevi alanındaki en güzel ürünü sayılır. Be eserin son ve dikkatli bir basımını Necmettin Halil Onan hazırlamıştır (1955). Leyla ve Mecnun, çeşitli yabancı dillere de çevrilmiştir. Almanca tercümesini Necati Hüsnü Lugal ve O. Beşer (1943), İngilizce manzum tercümesini de Sofi Huri yapmıştır (1959). Fuzuli’nin bu eserine dayanarak 1907’de Azeri sanatçısı Üzeyir Hacıbeyov’un yazdığı Leyla ve Mecnun operası, şairin yakın zamanlarda Türk illerinde devam eden etkisini gösterir.

Fuzuli, ünlü bir Arap aşk hikayesine dayanan ve Arap, Fars edebiyatlarından başka Türk edebiyatından da 30 kadar şair tarafından ele alınmış bu konuyu canlı, samimi ve etkili bir şekilde işlemiştir. Eser, Fuzuli’nin dünya hırslarından arınarak can ile cananı birleştiren ve varlığın amacını cananda yansımış gören sevgi anlayışını dile getirir. Onan basımına göe 3.096 beyitten ibaret olan bu mesnevi, üç rubai ve mensur bir dibace (önsöz) ile başlar. Benzeri mesnevilerde olduğu gibi tevhit, naat, miraciye, sebeb-i nazm-i kitab, padişah ve eserin ithaf edildiği zat için methiyeler birbirini izler. Bağdat’ın fethinden bir yıl sonra (1535) kaleme alınan mesnevide, yer yer gazeller bulunur, murabba türünde şiirlere de rastlanır.

Kırk Hadis Tercümesi

Camî’nin Tercüme-i Hadis-i Erbain’inin serbest çevirme yoluyla tercümesidir. Bu küçük eser, ilk defa Abdülkadir Karahan (1948), daha sonra Kemal Edip Kürkçüoğlu tarafından yayımlanmıştır (1951). Eser kısa bir mensur mukaddime ile başlamaktadır. Hadisler kıtalar halinde Türkçeye çevrilmiştir. Vezin ve nazım tekniği bakımından kuvvetlidir. Tercüme halk diline yakın bir sadelikle yapılmıştır.

Suhbet-ül Esmar (Meyvelerin Söyleşmesi)

Fuzuli’ye ait olduğu henüz kesin şekilde ispat edilememiştir. Bilinen baskıları Tebriz’de yayımlanan taşbasma ile Bakü’de H. Araslı (1958) ve buna dayanarak Türkiye’de Kemal Peker’in hazırladığı (1960) basımlardır. Mesnevi, meyveler arasında bir münazara niteliğindedir. Bu mesnevinin edebi bir niteliği yoktur.

Hadikat-üs-Süeda

Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin’in, Kerbela’da şehit edilmesi konusunu işleyen “maktel” türündeki eserlerin en tanınmışıdır. Türkçe Divan ile Leyla ve Mecnun gibi halk arasında çok sevilip okunan kitaplardan olduğu için hemen her yerde el yazmalarına rastlanır, İstanbul ve Mısır’daki nüshalar sayıca onu bulur. Fuzuli bu eserinde Ebu Mihnaf ile Tausi’nin Arapça maktellerinden faydalanmış olmakla beraber esas olarak Hüseyin Vaiz Kaşifi’nin Farsça Ravzat-üs-Şüheda’sını (Şehitlerin Gül Bahçesi) almıştır. Eserde yer yer manzum parçalar (özellikle kıtalar ve beyitler) bulunmaktadır. Kitabın asıl konusunu Kerbela olayı teşkil eder. İlk bablarda peygamberler ele alınmıştır. Birkaç fasıl Hz. Muhammed’e, Fatıma, Ali ve Hüseyin’e ayrılmıştır. Daha sonra Hüseyin’in karşılaştığı felaketler, “Muhadderat-i Ehl-i Beyt”in (Peygamberin Soyunun Kadınları) Şam’a gidişi anlatılmakta ve en sonda da terkibibent tarzında bir mersiye ile İmamlar hakkında kısa bir bölüm yer almaktadır. Hadikat-üs-Süeda’nın üslubu canlı, nesri sadeye yakın ve akıcıdır.

Mektuplar

Fuzuli’nin bugün elde bulunan yayınlanmış olan mektuplarının sayısı beştir. Bunlardan Nişancı Celalzade Mustafa Çelebi, Musul Mirlivası Ahmed Bey, Bağdat Valisi Ayas Paşa ve Kadı Alaeddin’e gönderilmiş olan 4 tanesi Abdülkadir Karahan tarafından yayımlanmıştır (1948). Hasibe Çatbaş’ın (Mazıoğlu) yayımladığı beşinci mektup Kanuni’nin şehzadelerinden Bayezid’e gönderilmiştir. Mektuplar arasında en ünlüsü ve en önemlisi Şikayetname adı ile anılan ve Nişancı Celalzade’ye gönderilmiş olanıdır. Bu mektup hem dil ve üslup hem de şairin hususi ve ruhi hayatı bakımından önem taşır.

  • Risale-i Mevlana Fuzuli (Dr. Müjgan Cumbur tarafından Konya Mevlana Müzesi kitaplığında bulunmuştur.)
  • Şah ü Geda

Farsça Eserleri

Divan

Tenkitli basımı Hasibe Mazıoğlu tarafından yapılmış (1962) bulunan Farsça Divan’da, biri Enis-ül-Kalb olmak üzere 49 kaside, 410 gazel ile 1 terkibibent, 1 müsebba, 1 müseddes, 46 kıta, 105 rubai ve  Sakiname yer almaktadır. Fuzuli, bu divanı ile Farsçayı, herhangi bir klasik İran şairi kadar iyi bildiğini ve güzel kullandığını göstermektedir. Fuzuli’nin Farsça kasidelerinde ve gazellerinde olduğu kadar kıtalarında ve rubailerinde gramer ve ifade bakımından akılcılık ve açıklık göze çarpmakta; bedi ve beyan kurallarına başarıyla uyulduğu görülür. Bu şiirlerde Fuzuli, İran şairlerinden en çok Hafız-ı Şirazi, Abdurrahman-ı Camî gibi klasikleri sevip benimsemiş görünmektedir. Özellikle Camî’nin üslup ve düşüncelerinin etkisi daha kuvvetle sezilmektedir.

Heft-Cam (Yedi Kadeh)

Fuzuli’nin bu tasavvufi mesnevisi diğer eserleri arasında, birkaç defa basılmıştır. Genel olarak Sakiname başlığı altında yayımlanan bu küçük eser, son olarak Farsça Divan içinde yayımlanmıştır (1962). Bu 327 beyitlik mesnevi 38 beyitlik mukaddeme ile 7 küçük bölümden meydana gelmektedir. Her bölümde şair bir musiki aleti karşılıklı söyleşmesini anlatır (ney, def, çeng, ud, tambur, kanun ve mutrip).

Enis-ül-Kalb

Cafer Erkılıç tarafından tercümesiyle birlikte yayımlanan (1944) bu eser,  Hasibe Mazıoğlu’nun Farsça Divan yayımının “Kasaid (Kasideler)” bölümü başında da yer almıştır (1962). 134 beyitlik uzun bir kaside niteliğindeki Enis-ül-Kalb, aslında, Hakani’nin Bahr-ül-Ebrar (Özü Doğru Olanlar Denizi) kasidesine bir naziredir. Aynı kasideye Emir Husrev Mirat-üs-Safa (Safa Aynası); Camî de Cila-ür-Ruh (Ruh Parlaklığı) unvanlı birer nazire yazmışlardır. XVII. yüzyılda Nef’i bu eserlere Enis-ül-Uşşak (Aşıkların Dostu) adıyla 97 beyitlik bir nazire yazmıştır.

Risale-i Muammeyat (Bilmeceler Kitapçığı)

Fuzuli’nin çoğu Farsça ve bir kısmı da Türkçe olan manzum bilmeceleri (muamma) edebi değer bakımından ciddi bir sanat başarısı sayılamaz. Fuzuli’nin muammaları Kemal Edip Kürkçüoğlu tarafından yayımlanmıştır (1949).

Rind ü Zahid

Tenkitli ve karşılaştırmalı basım Kemal Edip Kürkçüoğlu tarafından hazırlanıp yayımlanan (1956) Rind ü Zahid, mistik bir görüşle ve eski edebiyatın verdiği imkanlarla sınırlı olarak, Fuzuli’nin dünya görüşünü aksettirir. Bu diyalogda Rind’e ait ifadelerle şairin gönlünün, Zahid’e ait ifadelerde düşüncesinin izlerin sezilmektedir. 1858’de Tahran’da da basılmış olan eserin Salim Efendi tarafından yapılan Türkçe tercümesi (1868) başarılı sayılmaz.

Hüsn ü Aşk

Sıhhat ve Maraz adı ile tanınan bu esere Ruhname adını verenler de olmuştur. Ama konusu ve bazı el yazması nüshalarındaki açık ifade bakımından Hüsn ü Aşk unvanı daha uygun sayılmaktadır. M. Ali Nasih tarafından Sefaretname-i Ruh adıyla bastırılan bu küçük eser Necati Lugal ve O. Beşer tarafından da yayımlanmıştır (1943). Lebib Efendi tarafından Türkçe bir tercümesi (1856) ile bu tercümenin kitapçı Ahmed Hamdi tarafından daha sadeleştirilmiş bir basımı vardır. Sıhhat ve Maraz adı altında, bugünkü dille yapılmış son tercüme Abdülbaki Gölpınarlı’ya aittir (1940). Bu alegorik ve sembolik eserinde tasavvuf ve bilgi konuları ağır basar. Hüsn ü Aşk’ın Şeyh Galib’in aynı isimdeki önemli eserine etkisi olmuştur.

Arapça Eserleri

Divan (El’Kasaidü’l-Arabiyye)

Fuzuli’nin Arapça şiirlerinin tek el yazması Leningrad’daki Asya Müzesinde bulunan Külliyat’ı Fuzuli içindedir. 1958’de Bakü’de yayımlanmıştır. 11 kaside ve 1 hatimeden meydana gelen bu şiirler Hz. Muhammed (s.a.v.) ve halife Hz. Ali hakkındadır. E. Bertels bunların Arap şiirinde önemli bir yer alacak durumda olmamakla birlikte Arapçanın bürün özelliklerini gösterdiğini, şekil bakımından kusursuz olduklarına, kuvvetli bir mantık bağı taşıdıklarına dikkati çeker. Fuzuli’nin Türkçe ve Farsça şiirlerinden geçmiş özellikler de taşıyan Arapça şiirleri üslup bakımından İran-Türk şiiri yapısındadır. İçlerinde Arapçada da dikkati çekecek değerde beyitler vardır.

Matla-ül-İtikad (İnancın Doğuş Yeri)

Tek yazma nüshası Leningrad’daki Asya Müzesinde bulunan külliyet içinde yer almaktadır. Bakü’de Arapça Divan ile birlikte yayımlanmıştır (1952). İkinci defa Muhammed bin Tavit et-Tanci tarafından önsöz ve notlarla hazırlanan metin, Esat Coşan ve Kemal Işık’ın Türkçe tercümeleriyle birlikte yayımlanmıştır (1962). “Nereden Geldik, Nereye Gidiyoruz?” sorusunda karşılık vermek için yazılmış tasavvufi nitelikte bir eserdir. İnsanı doğru inanç alanına yöneltecek yolu araştırır. Bilgi ve bilgi edinilmesi üzerinde durur. Evrenin kaynağı, insanın mahiyeti gibi konuları Allah’ın zatı, sıfatları, fiilleri, güzellik-çirkinlik, iyilik-kötülük vb. üstüne bölümler izler. Daha sonra peygamberlerle ilgili konular, Hz. Muhammed’in öteki peygamberlerden üstünlüğü, imamet, haşr, ruhla ilgili meseleler ele alınır.

  • Çağatayca-Farsça Lügat (Prof. Fahir İz tarafından Pakistan kitaplığında bulunmuştur, 1956)
Kaynak
Meydan Larousse AnsiklopedisiVikipedi Özgür Ansiklopedi
Etiketler
Devamını Göster

Benzer Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı
Kapalı